Necip Fazıl Kısakürek Sözleri
Af var diye işlenen suçtan vicdan burkulur; affı sigortalayan hayâsızdan korkulur…
Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, imanını göster.
Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.
An oluyor bir garip duyguya varıyorum; ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?
İnsanlar ikiye ayrılır, vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar.
Allah var fakat bizim ondan, yalnız sorulduğu zaman haberimiz var!
Çocukken gün battı mı, bir köşede ağlardım; nihayet döne döne aynı noktaya vardım.
Hayatın çilesine tahammül gerek, değil mi ki sefa ile cefa müşterek? Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek? Bazen dertliler de ağlar ama gülerek…
Önüne gelenle değil, seninle ölüme gelenle beraber ol.
Helal ile beslersen çocuğunu hürmet ile öder borcunu, haram ile beslersen o’nu hakaret ile öder borcunu.
Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.
Cevabımın şiddetinden susuyorum!
Kula kulluk etme! Unutma ki sen de kulsun. Ve gerektiğinden fazla önem verme! Yoksa unutulursun.
Ömrün ilk yarısı; ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da ilk yarısının hasretiyle geçer.
Verirler ben acizim, kudret senin dedikçe. Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe…
Zonklayan başım benim, kan pıhtısı, cerahat; ona yastıkta değil, secde yerinde rahat…
Biz bize gerici diyenlere ancak deh demek için gerideyiz…
Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan; sen öp seccadem.
Veren de o alan da o, nedir senden gidecek? Telaşını gören de can senin zannedecek.
Gençlik… Gelip geçti… Bir günlük süstü; nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Ölüm güzel bir şey, budur perde arkasından haber, güzel olmasaydı ölür müydü peygamber!
Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.
Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür…
Düşünmek şu, bu değil, öteleri düşünmek; sizinse düşünceniz yataklarda eşinmek.
Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık.
Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim!
Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!
İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu.
Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir.
Gökler ağlıyor, biz ağlamışız çok mu? Bize yobaz diyorlar, haberin yok mu?
Allah bir! Demektense ecel teri dökerken; ölüversem, beklenmez anda Allah bir erken…
Sokak lambası gibi olma ey yar. Kime yandığın belli olsun.
Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü, bende tek aziz eşya annemin başörtüsü…
Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdim ki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini…
İkinizin de ne eş ne arkadaşınız var sükût gibi münzevi çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var onu da hangi diyar olsa götürürsünüz.
Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!
Bazı insanlar alçak gönüllüdür, bazıları da alçak olmaya gönüllüdür.
Hep nefis çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; insandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem.
Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkûmsa gönülden düşen insan da ‘unutulmaya mahkûmdur.
Sanma oruç, bu akşam tıklım tıklım ye diye; bu akşam, yarın oruç tutabilmek için ye.
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Ey gönül, gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes, sanki kulağıma gaipten bir ses buluşmalar kaldı mahşere diyor.
İçimizde bu kadar perişan hale getirilmeseydik; dışımızda bu kadar hürmetsizliğe uğramayacaktık.
Zamanın çarkları sizi yürütüyor, zamanın çarkları beni öğütüyor…
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var; oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!
Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır.
Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten affet, senden habersiz aldığım her nefesten.
Öyle ucuz değil gül koklamak. Gül tutan ele diken batmalı. Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı!
Sevdalın şu dağı del dese, koşar, delersin! İş Allah’a geldi mi, gücün yok, sendelersin!
Bana bir ben lazım, bir de beni anlayan. Beni bir ben anlarım, bir de beni yaradan…
Sabırda pişer koruk, yerle bir olur doruk. Sabır, sabır ve sabır, işte Kur’an ‘da buyruk.
Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret, ebedi bir yaşam için gayret yok hayret.
Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor!
Bin “günahın” olsa da bana, bir “gün ah’ım” yok sana…
Ayağın taşa takıldığında Allah kahretsin bile dememelisin, dua etmelisin ki taşa takılan bir ayağın var…
İnsan namaz kılarsa, namaz da insanı insan kılar.
Camiye dikey olarak gel, yatay olarak zaten geleceksin!
Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam?
Ben geçmişimi dürdüm büktüm ve kaldırıp çöpe attım bu çöpleri ise ancak kediler ve köpekler karıştırır!
Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa.
Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline.
Sizde olan tükenir onda olan sonsuz, feza sizin olsa ne yapacaksınız onsuz.
Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?
Fikrin olduğu her yerde şiddet, operatörün neşteri gibi bir nimet, olmadığı yerde de katilin bıçağı şeklinde bir afettir.
Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz.
İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork.
İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kâfidir…
Hayatımızın yarısını uyuyarak geçiriyoruz, diğer yarısını da uyutularak…
Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar ne de şeytan, bir günahı, seni beklediğim kadar.
Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.
Payımıza sükût düştüğünden beridir, kalbimizin sesini daha bir güzel duyar olduk.
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; beni beklemeyin, o bir hevesti; gelemem, aynalar yolumu kesti.
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
Bana çağdışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da içinde mi boğulayım.
Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette! İsteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette!
Yalnızım diye üzülmüyorum. Çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz…
Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda, söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda.
Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.
Hayat dediğin Allah (c.c.) için değilse, ne çıkar hayat önünde eğilse.
Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı; elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı!
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal, hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal.
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikte hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe yüzsüzleşen.
Her ağızda, her telde fanilik dırıltısı, sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı!
Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici. Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici?
Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen hem yolunu kaybedersin hem dostunu!
Bir idamlık Ali vardı asıldı kaydını düştüler mühür basıldı. Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; bahçeye diktiği üç beş karanfil…
Biz şiiri iman için bilmişiz ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği bin bir yol ağzı biliyoruz.
Sonunda ‘eyvah’ diyeceğin şeylere, başında ‘eyvallah’ deme. Pişman ol fakat pişman ölme.
Bir namazım, bir duam, birde eski seccadem, hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermaye.
Gençliğine doyamadan gitti, derler. Doymak mümkün mü ki, doyup da gitsin. Doymak burada değil. Burası acıkmanın yeri…
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla.
Ölüm her aklına geldiğinde ‘ah’ edip ‘vah’ edip inleme; bu halinle rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; o geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın.
Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır.
Ölüm herkesin başına gelir, ama geç ama erken… Ya kazanırken ya da kazandığını yerken…
Benimki benim seninki de senin! Bu şeriattır. Seninki senin benimki de senin! Bu tarikattır. Ne benimki benim ne de seninki senin her şey Allah’ın! Bu da hakikattir!
Kadın mezarlığa girerken başını kapıyor, dışarı çıkarken açıyor, ölüye karşı kapayıp, diriye karşı açmak akıl almaz.
İnsanı olgunlaştıran yaşı değil, yaşadıklarıdır…
Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman var mıydı? Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
Soruldu mu ne bilirsin diye; haddimi bilirim soruldu mu ne istersin diye; haddimi bilir, hakkımı isterim demeli…
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Felsefe; çürük cevizlerle dolu bir denizde sağlam cevizi aramaktır.
Ne kervan kaldı ne at, hepsi silinip gitti, iyi insanlar iyi atlara binip gitti.
Her kahkahanda Allah’a teşekkür etmiyorsan, neden her ağladığında o’na kızıyorsun?
Elindeyse zamana, dur, geçme diye dayat. Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat.
Diyorlar bana, kalsın şiirde sözde yerde, sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.
Keşke ben Allah kelimesinden başka, ağzından tek söz bile çıkmayan bir dilsiz olsaydım!
Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür! Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür…
Kimileri vardır aşkın en yücesine layıktır. Kimileri vardır aşkın en yücesini versen de aşağılıktır.
Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.
Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.
Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık… Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.
Yusuf baştan aşağı iffet olduktan sonra, Züleyha baştan aşağı afet olsa ne yazar.
Anladım işi; san ’at Allah ı aramakmış, marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış…
Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.
Ellerime uzanan dudakları tepeyim, Allah diyen gel seni ayağından öpeyim!
Geçti, istemem gelmeni, yokluğunda buldum seni; bırak vehmimde gölgeni, gelme, artık neye yarar?
Ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim; gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! lslak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Siz hiçbir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; dünya beş para etmiyor…
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, ayağım takılıyor yerdeki gölgelere.
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
Öyle insanlar vardır ki; lağıma düşseler, lağımı kirletirler.
Benim ayağımın altıda müsait başımın üstü de nerde olacağını sen belirle…
Bizler açlıktan karnına taş bağlayan peygamberin, doymak bilmeyen ümmetiyiz…
Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın.
Necip Fazıl’a sormuşlar neden sigarayı bu kadar çok seviyorsunuz? Benim için yanan bir tek o var demiş…
Kadından kendisinde olmayanı isteriz; hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz.
Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın…